Demokrasi Nedir?

Platon Heykeli - Demokrasi Nedir?
Platon Heykeli - Demokrasi Nedir?

Bismillahirrahmanirrahim

Bu yazımızda Demokrasi Nedir ? sorusunun cevabını aşağıdaki maddeler halinde vereceğiz ve son olarak İslâm’ın demokrasiye olan bakışına değineceğiz:

  1. Demokrasi Nedir?
  2. Temsili Demokrasi Nedir?
  3. Demokrasinin Tarihi
  4. İslâm’ın, Demokrasiye bakışı

1- Demokrasi Nedir?

Demokrasi, devlet ile ilgili kararları halkın aldığı sistemlere verilen addır. Devlet ile ilgili bir karar alınacağı zaman, halktan söz hakkına sahip görülen kesime konu ile ilgili görüş sunulur ve çoğunluğun tercihi kabul edilerek uygulanır.

İlk olarak, M.Ö 400’lü yıllarda Antik Yunanistan’da ortaya çıkmıştır. Karar alınacağı zaman, halktan sadece erkek ve şehir devletinde doğmuş olanlar; bir meydanda toplanır ve görüş bildirir, çoğunluğun kararı kabul edilirdi. Buna Doğrudan Demokrasi adı verildi.

Ancak daha sonra insanları her karar veya kanun için bir alanda toplamanın ve görüş almanın imkanı olmadığı için, halktan kendileri adına hüküm koyacak temsilci/vekiller seçmeleri istendi. Seçilen bu vekiller, kararları alarak kanunlar yaptılar ve buna Temsili Demokrasi adı verildi.

Antik Yunan Parlamentosu Çizimi - Demokrasi Nedir?
Antik Yunan Parlamentosu Çizimi – Demokrasi Nedir?

Günümüzde, Türkiye dahil birçok ülke, Temsili Demokrasi ile yönetilmektedir.

2- Temsili Demokrasi

Demokrasi, temelde aristokrat(ayrıcalıklı) sınıfı ortadan kaldıran ve yönetimi halka veren bir sistem olarak görünür. Ancak bu özelliği sadece doğrudan demokrasi için geçerlidir. Temsili Demokrasi hiçbir zaman böyle bir özelliği içerisinde barındırmamış, uygulandığı ülkelerde de böyle bir durum söz konusu olmamıştır.

Atinalı Senatörlerin Toplandığı PNYX adlı yer- Demokrasi Nedir?
Atinalı Senatörlerin Toplandığı PNYX adlı yer- Demokrasi Nedir?

Sadece çok küçük toplumlarda kısıtlı olarak uygulanması mümkün olan Doğrudan Demokrasi, küçük bir aristokrat sınıfı yerine çok büyük bir seçici kitlesi koyarak birazda olsa aristokrat sınıfını ortadan kaldırmayı başarmış ve halkı yönetime dahil etmiştir.

Ancak Temsili Demokrasi, ilk uygulanmaya başladığı Roma Cumhuriyeti’nden (Kuruluş:M.Ö 509, İmparatorluğa Geçiş: M.Ö 27) günümüze kadar toplumların Ayrıcalıklı sınıf(milletvekilleri/senatörler) tarafından oligarşi ile yönetildiği bir sistem olmuştur.

Oligarşiye (küçük ve ayrıcalıklı bir grubun iktidar olduğu yönetim şekli) karşı başlatılan bu hareket, gizli oligarşik düzen olarak bugüne kadar gelmiştir. Demokratik halklar, önceden belirli birkaç senatörden birini seçerek devleti yönettiğini zannetmiş, mahiyetiyle aristokrat olan bu senatörler, keyfine göre kanun yapıp kararlar alarak kendilerini bahtiyar etmiştir.

3- Demokrasinin Tarihi

Demokrasi, Tarih tekerrürden ibarettir sözünü teyit etmek istercesine uygulandığı tüm ülkelerde aynı durumların yaşanmasına neden olmuştur.

a-) M.Ö 500-400 Yıllarında Demokrasi

Antik Yunan döneminin en ünlü filozofu Platon, Cumhuriyet isimli eserinde M.Ö 500- M.Ö 400 yıllarıyla ilgili;

Demokratlar ve Oligarklar arasında uzun süren kanlı hâkimiyet mücadelelerine değindikten sonra, sıradan vatandaşların ülke yönetmesinin, doğru kararlar almasının mümkün olmadığını söylemiştir.

Platon Heykeli - Demokrasi Nedir?
Platon Heykeli – Demokrasi Nedir?

Çünkü onunda gözlemlediği gibi, sıradan çoğunluklar; laf cambazı politikacılar tarafından çok kolay şekilde kandırılabiliyor ve yönlendirilebiliyordu.

Bu yüzden halkın yaptığı yönetimlerin çözüm olmadığını belirtmişti. Platon bu gerçeği, Atinalıların kaybettiği, Peoloponez Savaşı’nı Demonların (halkın/demokratların) oylarıyla ve tekrar tekrar çılgınca yaptıkları gösterilerle desteklediklerini söyleyerek güçlendiriyordu. Ayrıca birçok vahşeti ve Sokrates’in ölmesine neden olacak kanunları da Demonlar onaylamıştı.

Platon, M.Ö 5.yy ve 4.yy’da Atina’nın bir demokrasi ve cumhuriyet şehri olduğunu, şehirde oligarklar ve demokratlar arasında sürekli amansız bir savaş olduğunu belirtmiştir.

Atina Halkının, demokrasinin meydana getirdiği güç sahibi olma çekişmesi yüzünden sürekli sorun yaşadığını belirtmişti.

Herkes, politika ile o kadar içli dışlı olmaya başlamıştı ki, siyasetten uzak bireylere salak/dünyadan haberi olmayan cahiller gözüyle bakılıyordu. (Tıpkı bugünkü dünyada siyasilerin uydurdukları retorikleri tekrar edip tartışmayı maharet sayan insanların, farklı işlerle uğraşanları ahmaklar, cahiller, dağdaki çobanlar olarak nitelendirmeleri gibi…)

b-) Roma Cumhuriyeti M.Ö 300- M. Ö. 200 Yılları

Milattan önce 3 ve 2. Yüzyıllar Demokrasi’nin, Temsili Demokrasi maddesinde bahsettiğimiz, halkın eliyle oluşan Aristokrat(Milletvekili) tabakasının oluştuğu dönemdi.

Yönetimde, Senato(Parlamento) ve Tribünler olarak isimlendirilen iki sınıf mevcuttu. Tribünler, senatonun bir alt tabakasıydı. Bugün mevcut hiyerarşide, içerisinde milletvekili adaylarının çıktığı il meclisleri diyebiliriz. Senatoda bulunanlar, tribünlerin bu önemini farketmişti bu yüzden tribünleri kendi adamlarıyla doldurdular. Sıradan, tanıdıkları olmayan insanlar yerine, senatodakilerin yakınlarının doldurulduğu tribünler, daha üst mevkilere geçiş basamakları olarak kullanıldılar.

Tıpkı bugün Milletvekillerinin, il ve ilçe meclislerinde yada parti içinde sağlam irtibatları olanlar içinden seçilmesi gibi… (Türkiye’de baba-oğul birçok milletvekili mevcuttur.)

Demokrasi dediğimiz düzenin, Oligarşiden bir farkı yoktur.

c-) Roma Cumhuriyeti M.Ö 200 – M.Ö 100 Yılları

Bu dönemde çok uzun savaslar meydana geldi ve birçok yurttaş(o dönemdeki diliyle: pleb) çiftliklerini bırakarak savaşlara gitmek zorunda kaldı. Savaşlardan dolayı yoksulluk çekmeye başlayan çiftçiler, zenginlere mallarını ucuza satmaya başladı. Aynı zamanda gelişen emtia fiyatlarindaki düşüşler üzerine birçok çiftçi iflas etti ve yoksulluk oluştu. Bu nedenle Halk(Plebler), en büyük getiriyi sağlayacağını iddia edenlere oyunu verdi. Günümüzde de olduğu gibi…

Halkın oyunu alma zorunluluğu, beraberinde birçok yalan, karalama ve bilgi kirliliğini getirdi. Çünkü seçilmek isteyenler, halka cazip vaadlerde bulunmak zorundaydı. Ayrıca rakiplerini geçebilmek için onları karalamak zorundaydılar. Bu nedenlerden dolayı geniş çaplı bir yalan furyası ortaya çıktı. Oluşan bilgi kirliliği, retorikler ve ateşli söylemler karşısında afallayan kitleler, bilinçsizce efendilerini seçtiler…

Günümüzde tüm Demokratik ülkelerde bu durum yaşanmaktadır. Karşılıklı yalanlama ve karalamaların ardı arkası hiç kesilmemekte; baskın olan, başarılı yalan söyleyen, manevî hassasiyetleri etkili kullanan (Dini hassasiyetler yada kemalizm, komünizm gibi ideolojiler) ve medya gücünü elinde bulunduran iktidar olmaktadır.

d-) Roma Cumhuriyeti’nin M.Ö Son 150 Yılı

Halkın yoksulluğu, seçilecek kişilerin halkçı olmaları sonucunu doğurdu. Çünkü halkın gönlüne girebilmek için onların sorunlarını çözmeyi vaad etmek gerekiyordu. Bunu şiar edinen Tiberius Gracchus adlı bir tribün, toprak sahibi olmakla ile ilgili bir kısıtlama getirmek istedi ve bunu halk meclisine sundu. Bu durum geniş toprak sahiplerini oldukça kızdırmıştı. Bu yüzden Tiberius, teknoloji olsaydı bir helikopter kazasında ölürdü şüphesiz ama o dönem helikopterler olmadığı için suikaste kurban gitti. Ünlü bir türk siyasetçisinin söylediği gibi “Demokrasilerde Çareler Tükenmez.” Ama kimin için?

Roma, ilerleyen yıllarda Numidya adlı bir devletle savaşa girdi. Bu savaş sırasında Numidya, tribünlerdeki bazı siyasileri satın alarak Roma’yı savasta zor durumda bırakacak kararlar aldırmaya çalıştı.

Bu durum, ABD’nin neden sürekli başka ülkelere Demokrasi’yi dayattığını açıklıyor sanırım…

M.Ö. 88 yılında Roma, Pontus üzerine bir ordu gönderdi. Ancak Senatoda güç kavgasına tutuşmuş olan iki komutan ( Marius ve Sulla) yüzünden ordu geri gelmek zorunda kaldı. Çünkü orduyu kumanda eden Sulla, geride kalan Marius’un senatoyu ikna etmesiyle görevinden alınmıştı. Sulla orduyu alarak geri döndü ve silah tehtidi ile tekrar komutan olarak sefere çıktı. (1978 Cumhurbaşkanlığı seçimi bilenlerin hatırına gelmiştir.)

Sulla gidince Marius konsül seçildi. Sulla savaştan dönünce Marius ve yandaşlarını(Aynı partidekiler diyebiliriz) öldürdü. Seçmenlerin ve Senatonun bu kadar vefasız oluşu canını sıkmıştı muhtemelen. Sulla, Demokrasi ve Cumhuriyeti ortadan kaldırarak Roma’yı kendisine bağlı bir imparatorluğa çevirdi.

e-) Ortaçağ’da Demokrasi

Ortacağda demokrasi ilk olarak kendini 1265’te Magna Carta Libertatum sözleşmesinin Ingiltere’ye imzalanmasıyla gösterdi.

Bu tarihten Fransız ihtilaline kadar İtalyan Şehir Devletleri, İrlanda gibi birçok ülkede zaman zaman kısmen Demokratik yönetimler gözlemlendi.

Demokratik yöntemlerin en genel sorunu, hicbir kaideye bağlı kalmadan senato(parlamento) üyelerinin kanun çıkarabilmesiydi. Bu yüzden, Antik çağda ve günümüzde de olduğu gibi kanunlar Senato üyelerine çok güzel imkânlar sunmakta, üyelerin yerlerine akrabaları/tanıdıkları geçmekte, halk ise kendi efendilerine kölelik yapan topluluk konumunda kalmaktaydı.

Yapılan Anayasalar, egemen güçlerin arzuları doğrultusunda kolaylıkla değiştirilmekte ve yöneticilerin kısa sürelerle devri daim yapması nedeniyle omurgalı ve istikrarlı bir politika sürdürülememekteydi. (Amerika, Ingiltere gibi büyük ülkelerin istikrarlı politika göstermesinin nedeni, ülkeleri CFR(Council Foreign Relations), Kraliçe ve Pentagon gibi arkaplandaki güçlerin yönetmesinden kaynaklanmaktadır. Kararlar, bu güçler ve lobi faaliyetleri yardımıyla senatodan geçmektedir. Halkın eliyle seçilmiş biri; isleyen politikaya karşı koyma cüreti gösterirse, suikast veya başka yöntemlerle pasifize edilmektedir.)

f-) Fransız İhtilali

Fransız İhtilali; batılı ülkelerin Demokratikleşme yönelik attığı en büyük ve ilk adım olarak anılmaktadır. Fransız ihtilalinden sonra, demokrasi ve cumhuriyet fikirleri avrupaya hızla yayılmış ve kabul görmüştür.

İhtilalin 2 temel nedeni; zenginlerin ülke yönetiminde söz sahibi (olmak istemesi ancak) olamaması ve halkın çok yoksul olmasıdır.

Ülke yönetimi, soyluların elindedir ve soylular, halkı hiç umursamamaktadır.

Dönemin filozofları; halka sürekli Demokrasi fikrini aşılamıştır. İngiltere gibi parlamenter monarşi ile yönetilen ülkelerde parası olanın kolayca Senato’ ya girdiğini ve ülkenin geleceğinde söz sahibi olduğunu gören burjuvalar(elit zengin sınıf) köklü bir ihtilal için halka tüm desteğini vermiş ve gereken hizmette bulunmuşlardır.

İlerleyen süreçte Bastille Baskını, Kadınların Versay Sarayına yürümesi gibi olaylarla adım adım Parlamenter sisteme geçiş sağlanmıştır. Bu geçiş, tüm avrupaya örnek olmuş ve tüm avrupa devletleri köklü değişiklikler yaşamıştır.

Fransız İhtilalini Betimleyen Tablo
Fransız İhtilalini Betimleyen Tablo

Fransız ihtilaline kadar Soylular tarafından yönetilen avrupa devletleri, Demokrasi ve Cumhuriyet sayesinde artık burjuvalar(zenginler) tarafından yönetilecektir.

Demokratik Devletlerde, cüzdanı dolgun olmayan senatör sayısının çok cüzi oluşu ne kadar da manidardır.

g-) Türkiye’de Demokrasi

Osmanlı Devleti feshedildikten sonra, demokratik bir devlet kuruldu.

g.1 -) Kemal Atatürk önderliğinde kurulan ilk parti, Cumhuriyet Halk Fırkası idi. Buna muhalif olarak iki yıl sonra, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kuruldu.

Atatürk’ün silah arkadaşları tarafından kurulan bu parti, halkta çok büyük karşılık bulmuştu. Mitingleri dolup taşıyordu. Bunun üzerine parti tüzüğünde bulunan, “Biz, Dine Saygılıyız.” ibaresi suç unsuru kabul edilerek parti kapatıldı ve 1946 seçimlerine kadar Tek Parti iktidar oldu.

Bu örnek, Demokrasinin her duruma göre ne kadar esnetilebildiğini ortaya koymaktadır. Erkler, sudan sebeplerle muhaliflerini yarış dışı bırakabilmektedir. Bu Demokrasinin doğası gereği olan bir durumdur.

Çünkü demokraside iktidar olmak, Halkı etki altına alma ve rakiplerine üstünlük sağlama yada saf dışı bırakma ile mümkündür. Roma’daki Marius’un Sussa’yı saf dışı bırakması bunun bir örneğidir.

g.2 -) 1946 yılında, Abd’nin baskıları üzerine İsmet İnönü, çok partili hayata geçmek zorunda kaldı. Açık Oy – Gizli Sayım yöntemiyle yapılan bu seçimde sandıklar çalındı, oylar değiştirildi, herkesten gizlenerek sayıldı ve %86 ile CHP birinci parti oldu.

g.3 -) 1950’de Iktidarı CHP’den alan demokrat parti, belli değişiklikler bahane edilerek Özel Harp Dairesi’nin(ABD’nin kurduğu Gladio/Kontrgerilla yapılanması. Sivil ayağının MHP olduğu düşünülmektedir.) emriyle indirildi.

MHP’nin kurucusu, ABD’de askeri eğitim almış, darbenin subaylarından biri olan Albay Alparslan Türkeş, darbe olduğu gün radyodan bildiriyi okumuş ve İsmet İnönüyü evinde ziyaret ederek elini öpmüştü.

Maraş Katliamı Fotoğrafı
Maraş Katliamından bir Fotoğraf

g.4 -) Ülke, istenilen çizgide ilerlediği sürece herhangi bir sorun yaşanmadı. Ancak her arzulanan istikametten çıkmaya başladığında, Darbeler, suikastler ve muhtıralar birbirini izledi.

Halkın iradesi diye birşey söz konusu değildi. Siyâset, toplumu Platon’un öngördüğü şekilde kutuplaştırmaya başlamıştı. Solculara ve sağcılara karşılıklı yapılan 1 mayıs saldırısı, maraş katliamı gibi saldırılar kutuplaşmayı arttırdı.

g.5 -) 1980 e gelindiğinde sağcılar ve solcular sokakta birbirini vurur duruma geldi. 80 darbesiyle birçoğu işkencelerle veya asılarak öldürüldü. 80 sonrasında, solcular PKK’ya kanalize oldular ve sağcılar da devlet tarafında yer aldılar ve kanlı mücadele farklı bir boyut kazanmış oldu.

80 Darbesinden Sonra Birçok Kişinin İşkencelerle Öldürüldüğü Diyarbakır 5 nolu Cezaevinin bir fotoğrafı
80 Darbesinden Sonra Birçok Kişinin İşkencelerle Öldürüldüğü Diyarbakır 5 nolu Cezaevinin bir fotoğrafı

Ülkücüler askere, Solcular dağdakilere katıldılar. (Bugün birçok solcu Pkkyı lanetlemektedir ancak gözleri yaşararak andıkları 1980 li yılların solcularının birçoğu PKK safında savaşırken ölmüştür. MLKP, TİKKO adlı solcu örgütler, PKK’ya biat etmiştir.)

g.6 -) Ülke, bir süre istenen çizgide gitmiştir. Devlet aleyhtarı olma şüphesi bulunan binlerce kişi, JİTEM aracılığıyla yok edilmiş, Radyo ve televizyonlarda kemalizm, demokrasi ve laiklik yüceltilmiş, halk istenen çizgiye getirilmeye çalışılmıştır.

Refahyol Hükümeti, talihsizlikle başa gelince hızlı bir muhtıra müdahalesiyle diskalifiye olmuştur.

g.7 -) 2000 başında AKP hükümeti gelmiş, oyla aldığı yetkiyi kullanarak yaptıklarından dolayı bir muhtıra almıştır. Bir el AKP’ye, “bu devlette bizden icazet almadan birşey yapamazsın” demiştir.

AKP Dönemi, Demokrasinin daha önce bahsettiğimiz kuralsızlığını ve istikrarsızlığını ortaya koymuştur. Demokrasi nedir Sorusunun cevabını icraatlarıyla vermiştir. En temel belirlenmiş kanunlar bile birçok kez değiştirilmiş, anayasa üzerinde değişiklikler yapılmıştır.

İlginç olan, hem demokrasiyi savunan hemde bu değişikliklere avazı çıktığı kadar bağırarak isyan edenlerin, bunun demokrasinin bir sonucu olduğunu bilemeyecek kadar ahmak oluşlarıdır.

Roma’da ve diğer ülkelerde olduğu gibi zenginler milletvekili olmuş, bu sırayı oğulları, akrabaları, eş-dost takip etmiştir.

Kasetler ortaya çıkmış, kalkışma olmuş, binlerce insan hapse girmiştir. Binlerce hakim ve savcı görevden alınmıştır.

Hendek Operasyonlarının Yaşandığı Diyarbakır/Sur'dan bir görüntü 2015
Hendek Operasyonlarının Yaşandığı Diyarbakır/Sur’dan bir görüntü 2015

Kutuplaşan toplumda birbirine zıt olanlar, gerçekleri değil tuttukları partileri savunmayı tercih etmişlerdir. TV kanalları da halk gibi iki kutuplu olmuştur. Her kanal kendi tarafını tutmuş, karşı tarafı karalamıştır. Çünkü Demokrasilerde başarıya ulaşan yol budur.

Ya yalan söylenir,
Ya doğru çarpıtılır,
Yada doğru, bağlamından koparılarak yanlış gösterilir…

4- İslâm’ın Demokrasiye Bakışı

İslâm’ın yönetim biçimi Şeriat, Anayasası Kur’an-ı Kerim’dir.

“Sonra (Ey Muhammed) seni din hususunda apaçık bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy, bilmeyenlerin hevâ ve heveslerine uyma.”

Casiye Suresi 18. Âyet

İslâm’da, devlet başkanından halkına herkes Kur’an-ı Kerim’e göre değerlendirilir. Demokraside olduğu gibi kanun koyan, koyduğu kanundan muaf olan elit bir kitle yoktur. Kanun koyucu olarak sadece Allah (Azze ve Celle) vardır.

Aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet. Onların keyiflerine uyma. Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından seni saptırmalarından sakın. Eğer Allah’ın hükmünden yüzçevirirlerse, bil ki Allah, bir kısım günahları sebebiyle onları musibete uğratmak istiyor. Muhakkak ki insanların çoğu yoldan çıkanlardır.”

Mâide Suresi 49. Âyet

İslâm, Allah Azze ve Celle’nin kanunları dışında kanunlarla hükmedenlerin, kâfirler olduklarını belirtmiştir. (Maide Suresi 44. Âyet) Bu yüzden hiçbir Müslüman, Allah’ın kanunları dışında bir kanun koyma yada bu kanunlara tabi olma hakkına sahip değildir.

“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahibine de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.”

Nisâ Suresi 59. Âyet

Allah Azze ve Celle’nin dışında kanun yapanlar ve insanların meselelerini bu kanunlarla çözenler tağut, onlara ittiba edenler ise tağuta kulluk edenler olarak belirtilmiştir.

“Şunları görmüyor musun? Kendilerinin sana indirilene ve senden önce indirilene inandıklarını ileri sürüyorlar da tağuta inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, tağut önünde muhakemeleşmek istiyorlar. Şeytan da onları bir daha dönemeyecekleri kadar iyice sapıklığa düşürmek istiyor.”

Nisa Suresi 60. Âyet

Bu yüzden insanların hevalarına göre kanun koydukları demokrasi ve benzeri tüm sistemler küfürdür. Bunlara dahil olmanın Ehveni Şer, Maslahat ile açıklanması mümkün değildir çünkü bu kaideler haramlarda geçerlidir.

Oysa Allah’tan başkasının hükmüne itaat etmek, Şirktir. Şirkin mazur görüleceği tek durum ise İKRAH altında olmaktır. Ancak bugün kimse oy kullanmak, seçmek yada seçilmek için canıyla, tüm iradesini yok edecek şekilde(İkrah altında olma durumu) baskı altında değildir. Bu yüzden oy veren, seçen ve seçilenler, İslâm dairesinden çıkmış, demokrasi dinine girmişlerdir.

“Tağutlar; İnsânların idârecisi konumunda bulunan, halkın kendisine danışıp işlerinin hükme bağlanmasını istedikleri, insân sûretindeki şeytânlardır. Tâğut (Allâh’ın kanunları dışında) kendisine başvurulan insânların efendisidir. “

İmam Mücahid

Bu yazımıza da Demokrasi Nedir? Sorusunun cevabını; Demokrasinin anlamını, tarihini ve bugününü inceleyerek vermeye çalıştık.

Alemlerin Rabb’i olan Allah’a Hamd Olsun!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*