Fusûsu’l-Hikem İnceleme -1

Uçan, Evreni yöneten(!), dualara icabet eden(!) Gavslar, abdallar, kutuplar, şeyhler
Uçan, Evreni yöneten(!), dualara icabet eden(!) Gavslar, abdallar, kutuplar, şeyhler

Bu yazımızda, Ibn Arabi’nin kaleme aldığı Fusûsu’l Hikem isimli kitabı incelemeye, kitabın mahiyetini açıklayarak bir giriş yapacağız. Fusûsu’l-Hikem’i açıklamada, kitabın tercümesini yapan Ahmet Avni Konuk’un kitap için yazdığı önsözden yararlanacağız.

İbnu'l Arabi Fusûsu'l Hikem Kapak
İbnu’l Arabi Fusûsu’l Hikem Kapak

Avni Konuk, yazdığı önsözde hamd ve sena bölümünden sonra kitap hakkında aşağıdaki iddiaları ortaya atmıştır:

Ey hakîkate susamış olan tefekkür eden mü’minler! Bu şâheser kitap, kâmillerin en ileri derecede olanı ve tahkîk ehlinin ilimde tâkipçisi olduğu Şeyh-i Ekber Muhyiddîn İbn Arabî (r.a.) efendimizin yazdığı üstün eserlerden olan Fusûsu’l-Hikem’dir. Ma’nâları Hz. Şeyh’in kalbine (S.a.v.) Efendimiz tarafından aktarılması, ve latîf isminin risâlet-penah zâtları tarafından isimlendirilmesi yönüyle, madde bedende işlevini sürdüren beynin eseri ve akla dayanan yargıların netîceleri değildir. Baştan sona hakîki aslından nebîlerin kalplerine (aleyhimü’s-selâm)a indirilmiş olan ilâhî ma’rifetler ve hikmetlerden ibaret, ve kayıtlama ehli olan akıl sahiplerinin bilmediği ve idrâk edemediği hakîkatler ile dop doludur.
”Vallâhu ya’lemu ve entüm lâ ta’lemûn” ya’nî “Allah bilir, siz bilmezsi-
niz” (Bakara, 2/216).

Muhyiddîn İbnu’l Arabî, Fusûsu’l-Hikem Tercüme ve Şerhi , 2013, Ahmet Avni Konuk, sf:16

Bu paragrafta, Ibnu’l Arabi’den naklen yazar, kitabın kaynağının Peygamberimiz(sav) olduğunu iddia etmiştir. Bu iddia da, Islâm’ın hakikâtlerine muhalif birçok durum vardır bunu yazar da bildiği için devamında “Siz zaten nereden bileceksiniz demeye getirerek akli melekelerimizi ve İman’ımızı saf dışı bırakmaya çalışmıştır.

Kitab’ın Peygamberimiz(sav)’e mal edilmesinin en önemli sorunlarından biri, Islâm âkidesini temelinden yıkmasıdır. Çünkü Islâm’da delil, sadece Kur’an-ı Kerim ve Sünnet’tir. Sünnet, Peygamberimiz(sav)’in sözleri ve davranışlarıdır. Ancak bu kitaba göre, bu kitapta Peygamberimiz(sav) tarafından(Haşa!) yazdırıldığı için delil niteliğinde olmak zorundadır.

Peygamberimiz’e(sav) atılan bu iftiraya inandığımızı varsayarsak, Peygamberimiz(sav)’in sözü olan(!) Bu kitaptan yüz çevirmek mümkün müdür? Bu kitabı delil kabul etmemek mümkün müdür?

Bununla beraber kitabın, nebilerin kalplerine indirilen ilahi marifet ve hikmetlerden ibaret olduğu(yani Allah katından) beyan edilmiştir.

“Vay haline o kimselerin ki, Kitabı elleriyle yazıp, az bir paraya satmak için, “Bu Allah katındandır,” derler! Ellerinin yazdığından ötürü vay haline onların! Kazandıklarından ötürü vay haline onların!”
Bakara Suresi 79. Âyeti

Kitab’ın Peygamberimiz(s.a.v)’e atfedilmesinin yarattığı sorunlardan biri de Peygamberimiz(s.a.v)’in hâlen dünya’da meydana gelen olaylardan haberdar olduğudur. Bu iddia, tasavvufçuların sıkça attığı iftiralardan biridir. Bununla ilgili hiçbir delil yok iken, Kur’an-ı Kerim’de İsa(a.s) hakkında bunun zıddı bir delil mevcuttur. İsâ(a.s.), Onları gözetleyen yalnız Sen(Azze ve Celle) oldun demiştir. Yâni ölülerin kulları gözetleme yetkisi olmadığı açıkça bildirilmiştir. İsa(a.s.), Onları gözetleyen İbrahim(a.s.) oldu yada şu şu Peygamber oldu dememiştir.

“Ben onlara sadece, senin bana emrettiklerini söyledim. Benim ve sizin Rabbınız olan Allah’a kulluk edin, dedim. Aralarında olduğum müddetçe onlara şahit idim, fakat sen beni vefat ettirince onları gözetleyen yalnız sen oldun. Sen herşeyi görensin.”
Maide Suresi 117. Ayeti

Peygamberimiz(s.a.v), güzel âhlak’ı tamamlamak için gönderilmiştir. Ayrıca O(s.a.v) vefat etmeden kısa süre önce Allah Azze ve Celle Dini’mizi tamamlamıştır.

“… Bugün kâfirler, dininize karşı ümitsizliğe düşmüşlerdir. Onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım. Size din olarak İslâmı beğendim.”
Mâide Suresi 3. Ayeti

Ehli Sünnet itikâdına göre İslâm’a ekleme veya çıkarma yapılamaz. Allah Azze ve Celle, İslâm’ı tamamlamıştır ve bize yol gösterirken, Muhacir ve Ensar’a güzelce tabi olma yolunu göstermiştir. Ancak İbnü’l Arabi, diğer yazılarımızda İnşaAllah inceleyeceğimiz gibi İslâm’da hiç olmayan şeyleri ibadet çeşitleri olarak insanların önüne sunmuştur.

“Muhacirlerden ve Ensardan (İslam’a girmekte) ilk öne geçenler ile bunlara güzelce tabi olanlar… Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. (Allah) onlara, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte büyük kurtuluş budur.”

Tevbe Suresi 100. Ayeti

Cümlenin devamında, bunları katî surette anlamanın mümkün olmadığı iddia edilerek Allah Azze ve Celle’nin “Allah bilir, siz bilmezsiniz” sözü delil olarak getirilerek, “BİLEMEZSİNİZ, İNANMAKLA, ARDINA DÜŞMEKLE YETİNİN.” demek istenmiştir. Hiç şüphe yoktur ki Allah Azze ve Celle bilir biz bilmeyiz. Tüm insanlığın ilmi, Allah Azze ve Celle’nin ilmi yanında okyanusta bir avuç kadar bile değildir. Ancak Allah Azze ve Celle bizlere, İbnü’l Arabi gibi tasavvufçuların iddia ettiği bilmediğimiz şeylerin ardına düşmeyi yasaklamıştır. Ancak buna rağmen yazar, Sakın Ha! dercesine bu kitapta bulunan İslâm’a aykırı bu kadar şeyi reddetmememiz gerektiğini vurgulamıştır. Bildiğimiz ile çakışan bu iftiraları tasdik etmemizi istemiştir.

“Bilmediğin bir şeyin ardına düşme, çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi o(yaptığı)ndan sorumludur.”
İsrâ Suresi 36. Âyeti

Kur’an-ı Kerim ve Sünnet’e göre Din tamam olmuştur. Ancak Fusûsu’l Hikem, ne hikmetse insanları ârif yapmak için yazdırılmıştır. Az önce bahsettiğimiz, Peygamber(s.a.v)’den sonra gelen ve kişiyi Ehli Sünnet itikâdından çıkaran Seyr-i Sulûk adı verilen ilk bid’ât önsöz’de ortaya çıkmıştır. Kur’an-ı Kerim’de ve Sünnet’te olmayan seyr-i sulûk gbi uydurma ibadetlerin tamamı, kişiyi Ehli Sünnet itikâdından çıkarır. Bir şeyhe tabi olup kendini terbiye etme metodu olan Seyr-i Sulûk ile ilgili de hiçbir açık beyyine yoktur. İbadetler ve şekilleri Allah Azze ve Celle tarafından bildirilmiş, Peygamberi(s.a.v) tarafından tatbik edilmiştir.

Şimdi bu şaheser kitabı baştan sona okuyarak içindekilerin bizzat hakîkatlerini idrak ederek ârif olanlar, başlangıcın ve dönüşün ne demek olduğunu, ya’nî kendisinin ve çevresinin nereden gelip nereye gittiğini ve her durak yerinde ne için durduğunu ve vücûdun hakîkatini anlarlar. Cehâletin giderilmesiyle artık nasıl ve niçinler kesilir, ve âlem bakışlarında güzel bir eğlence mahalli olur. Velâkin yalnız cehâletin giderilmesi yeterli değildir; belki insan varlığında çok büyük bir kuvvet olan “vehm”in dahi giderilmesi lâzımdır. Bu ise ancak bir insân-ı kâmilin kābiliyyete göre terbiyesi ve bu terbiye çerçevesinde seyri sülûkun tamamlanması ile olur.

Muhyiddîn İbnu’l Arabî, Fusûsu’l-Hikem Tercüme ve Şerhi , 2013, Ahmet Avni Konuk, sf:16

“Sözlerin en doğrusu Allah’ın Kitabıdır, yolların en hayırlısı Muhammed’in yoludur. İşlerin en şerlisi muhdes olanlardır. Dine sonradan sokulan her şey bid’attır, her bid’at dalalettir ve her dalalet ateştedir.” Hadis-i Şerif (Müslim 867, Nesei 3/188)

Yine yazar, Kur’an-ı Kerim ve Sünneti hiçe sayarak, Seyr-i Sulûk denen bid’at olmadan tevhid’in mümkün olamayacağını (Müslim olmanın) iddia etmiştir. Burada yazar’a atfettiğimiz eleştiriler, özünde tasavvuf camiasının itikadına yapılan eleştirilerdir. Çünkü tasavvuf camiasının en temel kitaplarından biri Husûsu’l Hikem’dir ve yazarın anlattıkları bu inancın temel taşlarıdır. :

Bu ise ancak bir insân-ı kâmilin kābiliyyete göre terbiyesi ve bu terbiye çerçevesinde seyri sülûkun tamamlanması ile olur. Çünkü bilmek başka ve olmak yine başkadır. Bilmek ile vehmin varlığının kaldırılması ve gerçek tevhide ulaşmak mümkün değildir. Meğer ki hakkında ezelî lütufla yardım oluşmuş olsun. Kurallara göre bu hastalığın giderilmesi uzman bir tabîbin tedavisi ile mümkün olur.

Muhyiddîn İbnu’l Arabî, Fusûsu’l-Hikem Tercüme ve Şerhi , 2013, Ahmet Avni Konuk, sf:16 -17

Kendisi olmadan TEVHİD’in olmayacağı iddia edilen Seyr-i Sulûk’un, Kur’an-ı Kerim’de ve Hadis’te bir ibadet olarak bulunmamasını da dikkati nazarınıza sunmak isterim. Allah Azze ve Celle; namaz kılın, oruç tutun, hacca gidin demiştir ancak tasavvufa inanacak olursak Allah Azze ve Celle, kendisi olmadan Tevhid’in olmayacı ibadeti bize(HAŞA!) açıkça bildirmemiştir.

Fusûsu’l Hikem İnceleme -2 Vücûd

Fusûsu’l Hikem İnceleme -3 Yokluk

“Alemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun!”