Fusûsu’l Hikem İnceleme -2: Vücûd

Fusûsu'l Hikem Vücûd
Fusûsu'l Hikem Vücûd

Fusûsu’l Hikem kitabını incelediğimiz ikinci yazımızda, İbnü’l Arabi’nin Vücûd tanımını inceleyeceğiz. Birinci yazımıza burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

İbnü’l Arabi, vücûd’un tanımını aşağıdaki şekilde yapmaya başlamıştır:

Sûfî terimlerinde “vücût sahibi olan mevcût”tan ibârettir. Şimdi vücût kelimesi ile bir hakîkat kastedilir ki, onun varlığı kendi zâtından ve kendi zâtı iledir. Ve daimi mevcûtların varlığı ondan olup onunla mevcuttur. Tasavvufla uğraşan tahkîk ehli sözlerindeki işârette, o hakîkate dikkat çekmek için “Taayyünsüzlük” ve “Mutlak vücûd” derler. Çünkü vücûd zâtıyla bu mertebede hiçbir “isim” ve “sıfat” ve “fiil” ile kayıtlanarak açığa çıkmış değildir; bütün oluşumlarla kayıtlanmaktan mutlaktır. Belki oluşumların hepsi bu mertebede zât’ın ayn’ıdır.

Muhyiddîn İbnu’l Arabî, Fusûsu’l-Hikem Tercüme ve Şerhi , 2013, Ahmet Avni Konuk, sf:19

Arabi’nin tanımından da anlayacağımız üzere, Fusûsu’l Hikem Vücûd derken, Allah Azze ve Celle’nin Zâtını kastetmektedir çünkü varlığı Kendi zâtından olan sadece Allah Azze ve Celle’dir diğer tüm yaratılmışlar, varlığını sürdürebilmek için Allah Azze ve Celle’ye muhtaçtır.

İbn Arabi, tasavvufla uğraşan tahkik ehli diye başlayan cümlesinde Allah Azze ve Celle olduğunu iddia ettiği Vücûd’un varlığını 2 kısma ayırmıştır. Bu ayrım aşağıdaki paragraflarda daha da netleşmektedir:

“Mutlak ayn” derler. Çünkü salt zât bu mertebede bütün vecihlerden mutlaktır; öyle bir vech ile ki, mutlak olarak kayıtlanmaktan da mutlaktır.
“Görecesiz Zât” derler. Çünkü zâtın bütün görecelikleri bu mertebede görecesizdir. “kânallahu ve lem yekün meahu şey’a” ya’nî “Allah vardı ve
O’nunla beraber bir şey yok idi!”
bu mertebeden kinâyedir.

Muhyiddîn İbnu’l Arabî, Fusûsu’l-Hikem Tercüme ve Şerhi , 2013, Ahmet Avni Konuk, sf:20

Arabi, dozu biraz arttırmak adına Mutlak Vücûd olarak tanımadığı Allah Azze ve Celle’ye bir noksanlık izafe ederek kendisinde olanı bilmediğini söylemektedir. Zaten Allah Azze ve Celle’yi tanımı itibariyle de küfür olan, kişiyi kâfir yapan tanımının üzerine birde kendi uydurduğu Yaratıcı’ya aşağıdaki satırlarla noksanlık izafe ederek küfrü katmerleştirmiştir.

Mutlak vücût öyle bir sonsuz hazînedir ki, içindekiler kendisinden gizlidir.

Muhyiddîn İbnu’l Arabî, Fusûsu’l-Hikem Tercüme ve Şerhi , 2013, Ahmet Avni Konuk, sf:19

“(O) gökleri ve yeri yoktan var edendir. O’nun nasıl çocuğu olabilir ki? Kendisinin bir eşi yoktur, herşeyi O yaratmıştır ve O, herşeyi bilendir.”

En’am Suresi 101. Âyeti

Ibnü’l Arabi’nin inandığı ilahtan kendisi gizli(bilmiyor kendinde olanı) iken, Biz Müslimlerin inandığı Allah Azze ve Celle, herşeyi bilendir.

İbnü’l Arabi, Vücûd nedir? Yahu bu adam ne demek istiyor? Gibi soruları kafamızdan silmek için son baklayı aşağıdaki cümlelerde ağzından çıkarmaktadır:

Hakîkî vücût öyle bir küllî tek bir ayn olan ma’nâdır ki, sınırları ve yönleri
kabûl etmez. Çünkü bir sınır kabûl etse, sınırı bittikten sonra diğer vücûda
geçilir ve sınırının sonu olan her bir vücûdu saymak mümkün olur. Bu ise
vahdete aykırıdır.

Yönler ise bir şeyin diğer bir şeye olan karşılık tarafı olup bu da sınırları gerektirdiğinden, vücût hakkında bu da kabûl edilebilir değildir. Bundan dolayı vücûdun vahdâniyyeti sayısal olan “birlik” değildir; belki
bir sonsuz kapsam olan varlıktan ibârettir.
Ve kendisinin bir kaynağı olmayıp belki kendisi bütün mevcûtların kaynağı ve çıkış yeridir. Farz edelim ki, kayıtlı bir mevcût ve meydana gelmiş olan herhangi bir şahıs yeryüzünün herhangi bir tarafından uzaya doğru zaman sınırı olmaksızın uçsa bir sona ulaşması mümkün değildir. Çünkü onun bu seyri “vücût” içindedir. Ve sonsuz uzay vücûdun ayn’ıdır.

Muhyiddîn İbnu’l Arabî, Fusûsu’l-Hikem Tercüme ve Şerhi , 2013, Ahmet Avni Konuk, sf:21

Ibnü’l Arabi, Vücûd dediği şeyin Allah(Haşa!) olduğunu, Allah’ın Bir olmasının aslında varlıkta birlik değil gördüğümüz bütün varlıkların tamamının bir oluşu olduğunu, tek vücudun bir sınırı olmadığını(aşağıdaki alıntı) ve sınır koyulduğu takdirde birliğin bozulacağını, bu yüzden evrende uçan birinin zaten Vücûd(Haşa Allah Azze ve Celle) olduğunu ve yine SONSUZ(EZELİ)! Vücûd içinde hareket ettiği için bir birlik olduğunu söylemektedir.

Ibnü’l Arabi’nin, Mekke Müşriklerinde bile göremeyeceğimiz küfür denklemi Fusûsu’l Hikem vücûd maddesinde aşağıdaki gibidir:

Vücûd = Allah(Haşa!) = Sonsuz(!) Evren = Insan = Tüm Mahlukat.

Not: Evrenin sonsuz olduğu inancı, Müşriklerin inancıdır.

“Adam, bu şekilde kendine zulmederek bağına girdi ve şöyle dedi: “Bunun hiç yok olacağını sanmıyorum”

“Kıyametin kopacağını da zannetmem. Şayet Rabbimin huzuruna götürülürsem, muhakkak orada bundan daha hayırlı bir sonuç bulurum”.

Kehf Suresi 35-36. Âyetleri

Bir sonraki yazımızda, muhtemelen Arabi’nin Şeytanının uydurduğu “Yokluk” kavramını inceleyerek tasavvuf itikadını daha iyi anlayacağız.

Şimdi makaleyi okumaya devam etmeden önce İbnü’l Arabi’nin bu sapıklığa düşmesinin temel NEDENini bir dakika düşünmenizi rica ediyorum.

Çünkü Arabi, Allah Azze ve Celle’nin YARATMA sıfatını inkâr etmiş, Allah Azze ve Celle’nin Yoktan Var ettiğini inkâr etmiş ve kendisi, hicbir şeyin yaratılmış olmadığı(İlah olduğu) mide bulandırıcı bir Din(tasavvuf) ortaya koymuştur.

Oysa Allah Azze ve Celle, Yüce Kitabı’nda herşeyin yaratılmış olduğunu açıkça beyan etmiş, Resul’ü(sav) de sözleriyle bu hâkikâti söylemiştir. Evrenin sonsuz olmadığını da belirtmiştir. Öncesi ve Sonrası olmayan yalnız Allah Azze ve Celle’dir.

“Dedi ki: “Rabbim, bana bir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” “Allah, böylece dilediğini yaratır, dedi, bir şey(in olmasını) istedi mi ona ‘ol’ der, o da oluverir.”

Al-i İmran Suresi 47. Âyeti

“Allah, Meryem oğlu Mesih’tir. diyenler küfre gitmişlerdir. De ki: “Öyle ise Allah, Meryem oğlu Mesih’i, annesini ve yeryüzünde olanların hepsini helak etmek istese, Allah’a karşı kimin elinde bir şey var?” Göklerde, yerde ve ikisinin arasında bulunan herşey O’nundur. O, dilediğini yaratır, Allah, herşeyi yapabilendir.”

Mâide Suresi 17. Âyeti

Göklerde, yerde ve ikisi arasındaki Herşey Allah’ın(Azze ve Celle) Mülküdür. Ibnü’l Arabi’nin uydurduğu gibi Başta Mutlak olan Vücûd’un sonradan sıfatlarla tezahür etmesi değildir. Yine Arabi’nin inancına göre herşey ilah’tır. Islâm’a göre ise, Allah’tan başka ilah yoktur. Meryem oğlu Mesih ilahtır diyenler küfre girmiştir. Ibnü’l Arabi’ye göre bırakın Meryem oğlu Mesih’i, yerdeki taş bile ilahtır.

“De ki: “Sizin koştuğunuz ortaklardan ilk defa yaratacak, sonra onu çevirip yeniden yaratacak olan var mı?” De ki: “Allah ilk defa yaratır, sonra onu çevirip yeniden yaratır. Öyleyse nasıl (doğru yoldan) çevriliyorsunuz?

Yunus Suresi 34. Âyet

(O) gökleri ve yeri yoktan var edendir. O’nun nasıl çocuğu olabilir ki? Kendisinin bir eşi yoktur, herşeyi O yaratmıştır ve O, herşeyi bilendir.”

En’am Suresi 101. Âyeti

Allah(Azze ve Celle), herşeyi yoktan var ettiğini, bu yaratmanın kendisinden birşey eksiltmediğini açıkça beyan ederek Ibnü’l Arabi gibi küfür ehlinin itikâdının bâtıllığını ortaya koymuştur.

Herşeyin Ilah olduğu küfrü, Hindistanlı zındık, kâfirlerde çok sık görülmektedir. Bunun son örneği (Haşa!) “Ben ilahım, sizde ilahsınız.” diyen Sai Baba adlı sihirbaz şarlatandır. (3 gün su içmese ölecek olan bir insan bunu nasıl iddia edebilir?)

Oysa Allah Azze ve Celle, mealen böyle buyurmuştur:

“De ki: Ey kitap ehli! Sizinle bizim aramızda ortak olan bir söze geliniz. Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâhlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: “Şahit olun biz müslümanlarız”.

Al-i İmran Suresi 64. Âyeti

Not: Allah Azze ve Celle, evreni zıtlıklar içerisinde yaratmıştır.(“Her şeyden iki çift (erkek-dişi) yarattık ki düşünüp öğüt alasınız.” Zâriyat Suresi 49. Âyeti) Küfür ve İman, iyi ve kötü, sıcak ve soğuk, pozitif – negatif şeklinde herşey zıddıyla vardır. Ancak Tasavvufun vücûd inancı bu zıtlıkları ortadan kaldırdığı için ne kâfir, ne Mümin diye tanımlanacak hiçbir şey (Tasavvufa göre) yoktur. bu itikaddan dolayıdır ki Ibnü’l Arabi, firavun cennetliktir demiştir.

‘Dünyanın, Cenâb-ı Hakkın yanında bir sinek kanadı kadar kıymeti olsaydı, kâfirler bir yudum suyu ondan içmeyecek idiler.’ Hadis-i Şerif

Allah(Azze ve Celle), Kendi varlığı ile Evrenin var oluşunu birbirinden ayırmış, yaratılmış olan şu dünyanın Kendi katında zerre değeri olmadığını açıklamıştır.

Herhangi bir şeyi, Allah’ın(Azze ve Celle) bir cüzü/parçası saymak, küfürdür:

“Buna rağmen insanlar, Allah’ın kullarından bir kısmını O’nun bir parçası saydılar. Gerçekten de insan apaçık bir nankördür.”

Zûhruf Suresi 15. Âyeti

Bir kulun, Yaratıcı ile Yaratılan’ı ayırd etmesi, yaratmanın(“Sizin yaratılmanız da tekrar diriltilmeniz de ancak bir tek nefsin yaratılması ve tekrar diriltilmesi gibidir.” Lokman Suresi 28. Âyeti), Yaratıcı’dan birşey eksiltmediğini (Zâtında bir değişiklik meydana getiremeyeceği), yaratılan’ın ise her ihtiyacında Yaratan’a muhtaç olduğunu bilip O’na yönelmesi (“Yalnız Rabbine yönel.” İnşirah Suresi 8. Âyeti) Ayaklarının kaymasını engelleyecektir inşaallah.

En’am Suresinin yukarıda 2 defa verdiğimiz 101. Âyeti ve 100. Âyetleri aslında tüm bu iddialara cevap niteliğindedir.

“(Tuttular) cinleri Allah’a ortak yaptılar. Halbuki onları O yaratmıştır. Bilmeden O’na oğullar ve kızlar icadettiler. Haşa O, onların ileri sürdüğü niteliklerden münezzehtir!

En’am Suresi 100. Âyeti

Alemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun!”